|
Hayatımızda
sonunda bir bebeğe sıra geldiği kararını eşimle birlikte almamızın
hemen akabinde hamile olduğum müjdesi de geliverdi. Eşimin de benim de
işlerimiz çok yoğundu ve bol seyahat içeriyordu. Birbirimizi çok uzun
süredir sadece hafta sonları görebiliyorduk ve evimizi temizlikçimiz
bizden daha iyi tanıyordu. Bir bebeğe uygun aile şartlarını oluşturmak
gerekiyordu acilen. Her zaman bebeğin ilk senelerinde annesinin yakın
ilgisinin gereğine inandığımdan, ve babanın da çekirdek aile içindeki
doğru yerini alması gerektiğini düşündüğümden bir seri karar almamız
gerekti.
6 aylık
hamileyken bu sebeple, eşime bir süreden beri getirilen iş önerisini
kabul ettik ve gerekli işlemleri başlattık. 4 sene önce kurduğumuz
firmamdan ayrılıp İsviçre’ye eşimle birlikte taşındım. Böylece kısa
sürede hem ülkemden, hem iş hayatımdan, hem aile ve arkadaş çevremden
ayrılmış oldum. Bütün bu taşınma sürecinde gözleri yaşlı bana yardım
eden annem, biz İsviçre'ye ulaştığımızdan 3 gün sonra İstanbul’da aniden
vefat edince, hamileliğimin yedinci ayında çok büyük bir acıyı yaşadım.
Hamileliğimin son 2 ayı tüm bu ayrılık ve kayıplar sebebiyle çok zor
geçti. Özellikle son ay sürekli erken doğum sinyalleri aldığımdan 3
haftaya yakın yatmak zorunda kaldım. Senelerdir çok idealize ederek
ertelediğim hamilelik böylece hayatımın en zor senesine denk gelmiş
oldu. Sadece hormonal dalgalanmalar ve gelecek endişeleriyle bile
birçok kadın için yıpratıcı olabilen hamilelik, benim için gerçek bir
yaşam sınavına dönüştü.
Doğuma çok
kısa bir zaman kaldığında, ben hala kaybettiğim annemin yasını tutuyor
ve kendimi öksüz bir çocuk gibi hissediyordum. 19 Ocak 2002 gece yarısı yatakta uykumun derin bir anında suyum patladığında, artık geri dönüşü
olmayan bir şekilde ok yaydan çıkmıştı. Evimize çok yakın olan hastaneye
daha önce 2 kere yanlış sinyalle gittiğimiz için, bu kez tüm hazırlıklar
tamamlanmış olarak ulaştık.
Basenimin dar
olması ve psikolojik olarak normal doğuma hazır olmamam sebebiyle
sezaryen kararını doktorla birlikte almış, 21 Ocak olarak tarih bile
belirlemiştik ama kızımız kendi doğum tarihine kendi karar vermiş oldu.
Hastanede
sancı makinesine bağlanmış, sancılarımın ve kızımın kalp atışının
gelişimini izlerken, gece yarısını epey geçmiş olmasına rağmen
Türkiye’deki ailemi arayıp onlarla heyecanımı paylaşmayı çok istedim.
Yabancı bir ülkede eşimle birlikte doktorun hastaneye gelip benim
ameliyat odasına alınmamı onaylamasını beklerken kendimi gerçekten çok
yalnız hissettim.
Sonunda
doktor geldi, 2 saat içinde doğumun gerçekleşmiş olacağını söyledi ve
ameliyat yerini çizerek belirledi, biraz uyuyup dinlenmemi söyleyerek
yanımızdan ayrıldı. Eşim elinde fotoğraf ve film makinesi ile otursun
mu, kalksın mı, yanıma uzanıp yatsın mı bilemez şekilde şaşkın ve uykulu
bakınıyordu.
Bir süre
sonra sedyeyi iterek gelen hemşire çok sempatikti ve beni rahatlatmayı
başardı. Ameliyathaneye inerken bıcır bıcır konuşup etrafımı
inceliyordum. Oldukça küçük ama çok aydınlık bir odaydı ameliyathane.
8-9 kişi hepsi merakla beni bekliyordu. O sabahın yıldızı bendim.
Kendilerini tanıtıp bana iyi doğumlar diledikten sonra karınca misali
çalışmalarına başladılar. Bir tanesi eşimle aynı isme sahipti, eşimin
ameliyat başlamadan hemen önce içeri alınacağını söyleyip bana
ameliyathanede olan her türlü gelişmeyi anlatmaya başladı. Karnımın
üstünde perde olduğundan arkasında olup bitenleri radyodan arkası yarını
dinler gibi takip ediyordum. Bir de adamın eline sıkı sıkı yapışmıştım,
bu benim çocukluktan kalma bir alışkanlığım, her türlü müdahalede
birinin eline mutlaka sarılırım.
Epidural
anestezi ve diğer hazırlıklar sonunda bitti ve eşimi içeri aldılar.
Yeşil ameliyat kıyafeti ve bonesiyle komedi filminden fırlamış gibiydi.
Bembeyaz yüzü ile yanıma oturup ellerimi devraldı. Bana güzel şeyler
söyleyerek rahatlatmaya çalışsa da sanırım o an benim desteğime ihtiyaç
duyan kendisiydi. Öbür yanımdaki spikerim karnınız kesiliyor dediğinde
içim kabardı ve az kalsın bayılıyordum. Damardan verilen bir ilaç beni
kendime getirdi.
Yine bana çok
uzun gelen bir süre kızımın sesini duymayı bekledim. Karnım kesilir
kesilmez o ortaya çıkacak sanıyordum ama ona ulaşmaları epey zaman aldı.
Sonunda boğulur gibi bir ses ve o ilk haykırış!! Ameliyathane ve orada
bulunan herkes kayboldu gözümde. Hayatım boyu hep beklediğim çok tanıdık
o ses beni kopardı aldı. Hüngür hüngür ağlamaya, tavana bakıp annemle
konuşmaya başladım. Hemen sonra kanlı, buruşuk yüzlü bir bebeği bana
uzattılar. 3 parmağını ağzına tıkmış emiyordu, bütün ameliyathane ekibi
buna çok şaşırdı. Bebeğimi kucağıma yatırdıklarında daha ben şaşkın
şaşkın ağlarken, o burnuyla koklaya koklaya mememi bulup emmeye başladı.
Ben karnımda 9 ay taşıdığım şeyle yüz yüze gelmenin şaşkınlığıyla,
ağlıyor, gülüyor, konuşuyor konuşuyordum. Doğrusu oldukça çirkin
görünüyordu, o burun neydi öyle yumruk yemiş gibi, parmakları ne
inceydi.

Hemşire
bebeğimi ve eşimi alıp yıkama ve kontrol için dışarı çıktı. Ameliyatın
kalan kısmı iyice uzun göründü gözüme. Sonra beni sedyeye alıp kontrol
odasına çıkarırlarken, alt tarafımın hissizliğine gülmeye başladım.
Bacaklarımı yukarı kaldırdıklarında yabancı cisimlere bakar gibiydim.
Odaya girer
girmez kızımı da getirip mememe koydular. Uzman emici kızıma beceriksiz
bir şekilde yardımcı olmaya çalıştım. Çok halsiz ve şaşkındım.
İstanbul’dakileri sırayla arayıp haberi verdik. O an yanımda olmalarını
çok ama çok isterdim.
1 hafta
boyunca hastanede kaldım. Bu sürede meme ucu yaralarım ve kızın
sağlığıyla başa çıkmayı öğrendim. İstanbul’dan teyzem, kardeşim ve
yeğenim geldi ziyaretime. Tüm dünyadaki tanıdıklarımdan çiçekler
doldurdu odamı. Bez değiştirmeyi ve kızımı yıkamayı eşimden öğrendim, o
da hemşirelerden öğrenmişti. Gazlı bir bebekle başa çıkmayı ise uzun
sure öğrenemedim. Gecesiyle gündüzüyle çok zorlu, ama çok da enerjik ve
büyüme heveslisi bir bebekti bize piyangodan çıkan kızımız.
İşte birlikte
1 seneyi geride bıraktık. Evimiz şimdiden bir evden ziyade çingene
panayırını andırıyor. Eski Peter ve Nilüfer’den eser yok artık, kızımızla
birlikte bir yolculuğa çıktık. Onun ilk senesine eşlik etmekten dolayı
çok mutluyuz.
 |