Daphne'nin Sitesi - 0-3 Ay Gelisim

Daphe'nin 
Web Sitesine 
Hoşgeldiniz!


3. yaşında Daphne, Türkiye’ye ailesiyle kesin dönüş yaptı. Hem Türkçe, hem Almanca konuşan bir çocuk oldu. Doğa Çocuk Kulübü’nün Alman grubuna başladı. Artık gece-gündüz bezsiz. Biberon hayatından tamamen çıktı. Gece uykularına annesinin refakatinde yatabiliyor, gece boyu birkaç kez kalkıyor.

 

Ana Sayfa
Ana Sayfa
Annemin Karnında
Doğum Hikayem
Gelişim
  0-3 Ay
  4-6 Ay
  7-9 Ay
  10-12 Ay
  1. Yaş Günüm
  13-15 Ay
  16-18 Ay
  19-21 Ay
  22-24 Ay
  2. Yaş Günüm
  25-27 Ay
  28-30 Ay
  3 Yaş
Ailem
Arkadaşlarım
Annemin Köşesi
Albüm / Video
Ziyaretçi Defterim
Deutsche Version

Doğum Hikayem

Hayatımızda sonunda bir bebeğe sıra geldiği kararını eşimle birlikte almamızın hemen akabinde hamile olduğum müjdesi de geliverdi. Eşimin de benim de işlerimiz çok yoğundu ve bol seyahat içeriyordu. Birbirimizi çok uzun süredir sadece hafta sonları görebiliyorduk ve evimizi temizlikçimiz bizden daha iyi tanıyordu. Bir bebeğe uygun aile şartlarını oluşturmak gerekiyordu acilen. Her zaman bebeğin ilk senelerinde annesinin yakın ilgisinin gereğine inandığımdan, ve babanın da çekirdek aile içindeki doğru yerini alması gerektiğini düşündüğümden bir seri karar almamız gerekti.

6 aylık hamileyken bu sebeple, eşime bir süreden beri getirilen iş önerisini kabul ettik ve gerekli işlemleri başlattık. 4 sene önce kurduğumuz firmamdan ayrılıp İsviçre’ye eşimle birlikte taşındım. Böylece kısa sürede hem ülkemden, hem iş hayatımdan, hem aile ve arkadaş çevremden ayrılmış oldum. Bütün bu taşınma sürecinde gözleri yaşlı bana yardım eden annem, biz İsviçre'ye ulaştığımızdan 3 gün sonra İstanbul’da aniden vefat edince, hamileliğimin yedinci ayında çok büyük bir acıyı yaşadım.

Hamileliğimin son 2 ayı tüm bu ayrılık ve kayıplar sebebiyle çok zor geçti. Özellikle son ay sürekli erken doğum sinyalleri aldığımdan 3 haftaya yakın yatmak zorunda kaldım. Senelerdir çok idealize ederek ertelediğim hamilelik böylece hayatımın en zor senesine denk gelmiş oldu. Sadece hormonal dalgalanmalar ve gelecek endişeleriyle bile birçok kadın için yıpratıcı olabilen hamilelik, benim için gerçek bir yaşam sınavına dönüştü.

Doğuma çok kısa bir zaman kaldığında, ben hala kaybettiğim annemin yasını tutuyor ve kendimi öksüz bir çocuk gibi hissediyordum. 19 Ocak 2002 gece yarısı yatakta uykumun derin bir anında suyum patladığında, artık geri dönüşü olmayan bir şekilde ok yaydan çıkmıştı. Evimize çok yakın olan hastaneye daha önce 2 kere yanlış sinyalle gittiğimiz için, bu kez tüm hazırlıklar tamamlanmış olarak ulaştık.

Basenimin dar olması ve psikolojik olarak normal doğuma hazır olmamam sebebiyle sezaryen kararını doktorla birlikte almış, 21 Ocak olarak tarih bile belirlemiştik ama kızımız kendi doğum tarihine kendi karar vermiş oldu.

Hastanede sancı makinesine bağlanmış, sancılarımın ve kızımın kalp atışının gelişimini izlerken, gece yarısını epey geçmiş olmasına rağmen Türkiye’deki ailemi arayıp onlarla heyecanımı paylaşmayı çok istedim. Yabancı bir ülkede eşimle birlikte doktorun hastaneye gelip benim ameliyat odasına alınmamı onaylamasını beklerken kendimi gerçekten çok yalnız hissettim.

 

Sonunda doktor geldi, 2 saat içinde doğumun gerçekleşmiş olacağını söyledi ve ameliyat yerini çizerek belirledi, biraz uyuyup dinlenmemi söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Eşim elinde fotoğraf ve film makinesi ile otursun mu, kalksın mı, yanıma uzanıp yatsın mı bilemez şekilde şaşkın ve uykulu bakınıyordu. 

Bir süre sonra sedyeyi iterek gelen hemşire çok sempatikti ve beni rahatlatmayı başardı. Ameliyathaneye inerken bıcır bıcır konuşup etrafımı inceliyordum. Oldukça küçük ama çok aydınlık bir odaydı ameliyathane. 8-9 kişi hepsi merakla beni bekliyordu. O sabahın yıldızı bendim. Kendilerini tanıtıp bana iyi doğumlar diledikten sonra karınca misali çalışmalarına başladılar. Bir tanesi eşimle aynı isme sahipti, eşimin ameliyat başlamadan hemen önce içeri alınacağını söyleyip bana ameliyathanede olan her türlü gelişmeyi anlatmaya başladı. Karnımın üstünde perde olduğundan arkasında olup bitenleri radyodan arkası yarını dinler gibi takip ediyordum. Bir de adamın eline sıkı sıkı yapışmıştım, bu benim çocukluktan kalma bir alışkanlığım, her türlü müdahalede birinin eline mutlaka sarılırım.

Epidural anestezi ve diğer hazırlıklar sonunda bitti ve eşimi içeri aldılar. Yeşil ameliyat kıyafeti ve bonesiyle komedi filminden fırlamış gibiydi. Bembeyaz yüzü ile yanıma oturup ellerimi devraldı. Bana güzel şeyler söyleyerek rahatlatmaya çalışsa da sanırım o an benim desteğime ihtiyaç duyan kendisiydi. Öbür yanımdaki spikerim karnınız kesiliyor dediğinde içim kabardı ve az kalsın bayılıyordum. Damardan verilen bir ilaç beni kendime getirdi.

Yine bana çok uzun gelen bir süre kızımın sesini duymayı bekledim. Karnım kesilir kesilmez o ortaya çıkacak sanıyordum ama ona ulaşmaları epey zaman aldı. Sonunda boğulur gibi bir ses ve o ilk haykırış!! Ameliyathane ve orada bulunan herkes kayboldu gözümde. Hayatım boyu hep beklediğim çok tanıdık o ses beni kopardı aldı. Hüngür hüngür ağlamaya, tavana bakıp annemle konuşmaya başladım. Hemen sonra kanlı, buruşuk yüzlü bir bebeği bana uzattılar. 3 parmağını ağzına tıkmış emiyordu, bütün ameliyathane ekibi buna çok şaşırdı. Bebeğimi kucağıma yatırdıklarında daha ben şaşkın şaşkın ağlarken, o burnuyla koklaya koklaya mememi bulup emmeye başladı. Ben karnımda 9 ay taşıdığım şeyle yüz yüze gelmenin şaşkınlığıyla, ağlıyor, gülüyor, konuşuyor konuşuyordum. Doğrusu oldukça çirkin görünüyordu, o burun neydi öyle yumruk yemiş gibi, parmakları ne inceydi.  

Hemşire bebeğimi ve eşimi alıp yıkama ve kontrol için dışarı çıktı. Ameliyatın kalan kısmı iyice uzun göründü gözüme. Sonra beni sedyeye alıp kontrol odasına çıkarırlarken, alt tarafımın hissizliğine gülmeye başladım. Bacaklarımı yukarı kaldırdıklarında yabancı cisimlere bakar gibiydim.

Odaya girer girmez kızımı da getirip mememe koydular. Uzman emici kızıma beceriksiz bir şekilde yardımcı olmaya çalıştım. Çok halsiz ve şaşkındım. İstanbul’dakileri sırayla arayıp haberi verdik. O an yanımda olmalarını çok ama çok isterdim.

1 hafta boyunca hastanede kaldım. Bu sürede meme ucu yaralarım ve kızın sağlığıyla başa çıkmayı öğrendim. İstanbul’dan teyzem, kardeşim ve yeğenim geldi ziyaretime. Tüm dünyadaki tanıdıklarımdan çiçekler doldurdu odamı. Bez değiştirmeyi ve kızımı yıkamayı eşimden öğrendim, o da hemşirelerden öğrenmişti. Gazlı bir bebekle başa çıkmayı ise uzun sure öğrenemedim. Gecesiyle gündüzüyle çok zorlu, ama çok da enerjik ve büyüme heveslisi bir bebekti bize piyangodan çıkan kızımız.

İşte birlikte 1 seneyi geride bıraktık. Evimiz şimdiden bir evden ziyade çingene panayırını andırıyor. Eski Peter ve Nilüfer’den eser yok artık, kızımızla birlikte bir yolculuğa çıktık. Onun ilk senesine eşlik etmekten dolayı çok mutluyuz. 

Haydi Yukarı!

 

Geri